Gökova bir seda'dır , onu, seslendirenler
bilir. Gökova bir rüya'dır, onu, görenler bilir.
Gökova bir sevda'dır, onu, çekenler bilir,
Gökova bir hayattır, onu, yaşayanlar bilir.
Gökova bir mabettir, orada ibadet edilir...
Gökova'nın ''Sakar'' tepesini arkanıza alın.
Oralardan aşağılara bakın. Önünüze, derinleşerek
büyüyen bir mavilik çıkacaktır. İşte!
''Halikarnas'ın'' ''Arşipel'i'' karşınızdadır
bütün ihtişamı ile!...
Kleopatrayı da geçirdik bu yollardan
''Turizm'' uğruna... Sadece burası mı?! ''Öyle''
demişsek, öyle olmuştur! Kleo, nüfusumuza
geçtiğinden beri ne yapmışsa doğrudur.
Katlanacağız.
Sakar'dan itibaren inişte, ovaya yakın sağ
taraftan, asfalt bir yol ayrılır. Ağaçlıklı,
inişli bir yoldur. İniş, meydanımsı bir yerde
biter. (Devamı, iskeleye kadar gider)Hemen sola
kıvrılın. Dar yol sizi ''Azmak''lara götürür.
İlk oraya varıp, kendinize gelin bir hele. Sizi,
''Azmak''lar paklar!...
Yol boyunca , bir sessizlik senfonisi içine
düştüğünüzü anlayacaksınız. Bir an durup da,
dinleyin tabiatı bakalım. Sadece nefesinizi
duyabileceksiniz. Bir de kuşların sesini. O
kadar! Ne egzoz dumanı, ne korna sesi. Ne
bahçevan'ın o güneş görmemiş sesini burada
duyamıyacaksınız. Anadan doğmuş gibi
olacaksınız. ''Oh be!'' diyeceksiniz, Bartındaki
Ressam Yücel Aktaş'ın yaptığı gibi.
Gökova'nın Akyaka'sı, birlikte anılır zaten.
Bir elmanın birer yaraısıdır onlar.
Azmak'lardasınız şimdi. Çağlayan su sesi, sizi
karşılar. Deliler gibi akıyor azmak suları.
Suyun tam çıktığı yere gelin. Oralarda bir
yerdedir, göreceksiniz, veya sorun. İki kol
halinde bunlar, körfeze akar. Biri Kadın Azmağı,
diğeri de Akçapınar.
Buz gibi nefesi var bu suların. Derin mi
derin. Berrak mı berrak. Kristalden de öte
ışıltılı, göz alıcı. Derinliklerde yatan bir
gazeteyi, rahat okursunuz. Çevre, 1988 denberi
''Sit'' alanı. 2OO5 de de, ''Dünya Turizm
Kenti'' ilan edilmiş. Kadınlar dernek kurmuş,
buraları güzelleştirmek için.Çok faaller.
Azmak başında atlar göreceksiniz. Hiç bir
yerin atlarına benzemiyor bunlar. Bu
atlar''Spagetti'' yiyorlar. Hünerliler. At,
göğsüne kadar sulara giriyor. Başını suya
daldırıp, dipteki yosunları koparıyor. Ağzından
sular aka aka, uzun uzun yosunlar suda salına
salına. Bir at spagetti nasıl yer? ''Külbastı
yiyen at'' hikayesi aklıma geldi birden, neyse.
Tahta kanepenize yaslanın ve seyredin.
Suların tabanında yeşil su yosunları var.
Suları kaplamış, uzun uzun saç örgüsü gibi,
sularda delice salınıyorlar. At, gözlerini
kapayıp, başını ördek gibi suya daldırıyor.
Taaa, yelesinin sonuna kadar başı suda. Köklüyor
yeşilliği. Diliyle onları doluyor çatal gibi.
Dişlerini de de bıçak yapmış, parçalayıp
yutuyor. Bizim yöremiz atlarını getirin buraya,
öldür Allah bu işi yaptıramazsınız!. Burada su
samuruna, su tavuğuna ve karabataklara
rastlayabilirsiniz.
Azmaklarda ördeklere yem attık. Ayaklarımızı
buz gibi sulara saldık. Çıkarıp onları güneşte
ısıttık .Harıl harıl akan azmağın gözleri,
gözlerimizle birleşince, sevgiyle bakıştık.
(Yolumuzu değiştirip, karşı kaldırıma
geçmedik.Anlarsınız ya!)
Tahta kanepelerdeyiz. Cırcır böceklerinin
türküleriyle uyuduk biraz. Bir sesle uyandık:''
Bey, dedi, birisi Gökova'da gündüzleri uyunmaz.
Yoksa geceleri uyku tutmaz'' dedi. Otele gittik
sonra. Uyuyabilirsen uyu. Dön Allah dön. Kalkıp
gittik yine aynı yere oturduk. Cırcır böcekleri
bizi, yine türkülerle karşıladı.
Cırcır dediğimiz, Ağustos becekleri. Karınca
ile olan hikayesini bilirsiniz. Kış günü, hani
karıncanın kapısı çalar.Karınca da ona: ''Bütün
yaz sazını elinden düşürmedin'' diye kovar ya!
Kim uydurduysa, Ağustos böceğine haksızlık
etmiştir. Halikarnas Balıkçısı anlatırdı:
''Zavallı Ağustos böceği, ayaklarının iç
kenarları ile, karnındaki halkaları peşpeşe
sürterek, karnındaki yumurtaları ısıtma uğruna
telef olur gider. Sonbaharda ağaçlarda bir deri,
bir kemik sallanan, işte bu Ağustos böceğidir.
Yumurtalara hayat verirken, kendi hayatından
olur. Cırcır sesi de , bu sürtmelerdendir.''
Gökteki Ay, sislere bulansın, Gözyaşlarını
göstermemek için. Elemli deniz kuşları
yuvalarında iç geçirsinler. Gökova...Hissede
hissede yaşanılacak yer. Haykırın doğa
sevginizi. Şahit olsun dağlar, taşlar,
kuşlar...Azmaktan akan sular taşısın sesinizi
denize. Deniz dibi cinlerine ulaşsın.
Kederlerinizi, denizin diplerine süpürün
böylecene.
Gökova...Balıkçı'nın Gökova'sı...Pırıl pırıl
yakamozlanan Arşipel!. Çağırın bütün sevgilileri
Gökova'ya. Gelmiş, geçmiş ne kadar
varsa.Mavilerle sarhoş olun birlikte, güle,
oynaya. Heyt be! Bu dünya, Sultan Süleyman'a
bile kalmadı!. Bu mavilikler. Hepinize yeter. Bu
kentte düşler bile boyalıdır maviye. Hülyalar da
öylesine. Tüter mavi diye diye.
Bir şişe bulun acele.İçine, sevdiğinizin
ismini de yazın birlikte. Bırakın kaderine,
aksın gitsin azmaktan. Sevinmek yeter şimdiden.
Ulaşacak o şişe sevgiliye. İçinden kağıt
çıkacak: ''Seni seviyom'' diye.
Yakamozlanan Arşipel'e bakın. Ay, beyaz
tülünü gersin, bir duvak gibi, Gökova Körfezine.
O titrek sabah yıldızı, pul pul kondursun
yanağınıza kendi gülücüğünden .Siz mavi düşler
içindeyken!
Bu tatil, sizin için, bir ''Terapi'' olsun.
Aşıksanız, sevdiğinizden yeni ayrılmışsanız,
dünyaya küsseniz, yapayalnızsanız, hüsrana
uğramışsanız, kendinizle barışık değilseniz,
sünger gibi, bu dünyanın kirini, pasını
üzerinize çekmişseniz, gelin Gökova'ya. Ne
duruyorsunuz!? O Gökova ki, sizi alıp, o mavi
girdaplarında bir gergef gibi dokuyacaktır. Hiç
şüpheniz olmasın. Üç gün kalın burada, yeter!
Ama, Gökova, her biriniz için sizlere şiir
hediye edecek:
''Geceleri bir bulut görsen/Bir parça
ağlamış/Bulutlar da ağlar,
bilirsin./Rüyalarında/Sesli sesli ağlamandan,
bilirsin/Sorma o'na bir şey/O benim çünkü/Bir
bulut olmuşum/Gönlüne yağmak istemişim/Çiğ çiğ
olmuşsun avuçlarımda/Bir seherin
sabahında/Özellikle Gökova'larda/Bil ki, seni
toplamağa çıkmışım/Bil ki seni acıkmışım/O çam
ağaçları/Ayak uçlarına basa basa/Geldiler
yanıma/Ay sislere bulandı/Bütün gece
ağladı/Gözyaşları/Körfeze damladı/Sular
halkalandı/Onlar sana ulaştı mı/Seni yaşadım ben
Gökova'da/Bir başka sıcaktın/Ellerin, gözlerin
ve yüreğinle/Bir gün geleceksin Gökova'ya/Gel
mavilerle olalım/Mavilere doyalım/Rüyalar,
hülyalar bile/ Boyansınlar maviye/Mavilere,
masmavilere...
Sabah kalktığınızda, çimdikleyin
kendinizi.''Acaba, rüya mıydı?'' diye. Bir de
siz çimdiklenip sıçrayacaksınız.''Rüya değilmiş
''diye. Cırcır böcekleriyle bir akşam, yemeği
çamlar altında, tahta masalarda yeyin.Yanında
bir şişe şarap! Ekmeğin kenarı bile, ''Ballı
pide'' gibi gelir insana.. Gözünüz, akan delice
suların serinliklerinde, cırcır böcekleri
uyutacaktır sizi. Gözler kapanırken perde perde.
Çatal elinizden ha düştü, ha düşecek. Rüya bile
göreceksiniz. Bu bir ''Gökova'' rüyası olacak.
Buraların hakimi o Kleopatra gelecek.
Sorgucundan tanıyacaksınız onu. Zaten süsünden,
püsünden hiç eksilmemiştir. Elinde bir ''Lir''
olacak. Gitar tellerinde olduğu gibi. Kulağınıza
şarkılar söyliyecektir. Elinizden tutup;
huzurun, güzelliğin, sadeliğin, içtenliğin
olduğu diyarlarda dolaştıracaktır sizi. Bakın
görün, nasıl zinde kalkacaksınız
uykulardan.
.......