History of Zeugma
Ana Sayfa   :    Mavi Yolculuk   : Turlar   : Göcek    :    Bodrum   :    Fethiye   :    Galeri   :    Videolar   :    İletişim ENGLISH
turkey beach holiday, beach tour package turkey
TEKNELERİMİZ
Beneteau Cyclades 50.4 (2007)
BAVARIA 42C (2007)
EXTREME 40 CATAMARAN
Fethiye
 
  Kızılada    Tarihi Yerler
  Deliktaş Adası    Mesafeler
  Yassıca Adalar    Harita ve Rotalar
  Zeytin Ada
  Tersane Adası
  Domuz Adası
  Kleopatra Hamamı
  Taşyaka Koyu
  Göbün Koyu
 

  Kızılada: Gün batımında kıyılarındaki kum ve çakılların kızılımsı renk alması nedeniyle bu ad verilmiş. Adada deniz fenerinden başka bir yapı yok. Doğu kıyısı dalgalara kapalı olduğundan demir atmak ve yüzmek için uygun.

  Deliktaş Adası: Kızılada’nın kuzeybatısındaki irili ufaklı adalar. Dalış yapmak isteyenler bu adaları tercih ediyor en çok.

 Yassıca Adalar: Yassıcalar denilen bu adaların tek tek adları bile yok. Öyle küçücük adalar ki, birileri çıkıp da ad vermemiş. Hepsine birden Yassıcalar denilip geçilmiş. Adalarda hiç bir tesis yok. Büyükçe olanının denize uzanan kumsallı burnunun ucunda küçücük bir havuzcuk oluşuyor. Minik bebekler için özel olarak yapılmış gibi. Burada adalar arasında yüzme macerasını da korkmadan deneyebilirsiniz. En kısa ara hepi topu 12 metre iki adanın arasında. Yarım saat kadar yüzebiliyorsanız dört adayı dolaşabilirsiniz. Dilerseniz adalara çıkıp yürüyebilirsiniz. Yalnız yanınızda spor ayakkabı bulundurmayı unutmayın.

  Zeytin Ada: Yassıcaların güney ucunda.Özel mülk olan tek ada. Osmanlı dönemine ait bir zeytin sıkma atölyesi de var.

  Tersane Adası: Körfezdeki adaların en büyüğü.  Mübadele sonrasında boşaltılmış eski Rum yerleşiminin kalıntıları yer alıyor adada. Adanın adını aldığı bir tersane ve gözetleme kulesinin kalıntısı karşınıza çıkacak ada gezisinde. Denizcilerin yaz ve kış koyları adını verdikleri iki koy, mavi yolculuk ve günübirlik gezi teknelerinin uğrak yeridir.

 Domuz Adası: Prens adası da deniyor. Bir zamanlar adada bol yaban domuzu bulunurmuş.  Adanın rüzgara kapalı limanına tekneler rahatlıkla yanaşıyor ve demirliyor.

 Kleopatra hamamı: Mavi yolculuk ve günübirlik tekne turlarının uğramadan geçmediği koy. Mavi yolculuk tekneleri ve yatlar gecelemeyi çok seviyor. Günübirlik tekneler ise genellikle yemek molasını bu koyda veriyor. İskelenin hemen yanı başında, bir bölümü sular altında kalmış Bizans manastırı kalıntılarını göreceksiniz. Tekneden çıkıp kıyı boyunca ve orman içinde keyifli bir yürüyüş yapabilirsiniz. Kıyıda yatlara hizmet veren çardak lokantalar  var.

Kendinize güveniyorsanız Kleopatra hamamı koyu ya da Yavansu’dan tepeye doğru yaklaşık yarım saatlik bir yürüyüşle antik kent Lydae’ye çıkabilirsiniz.

  Taşyaka koyu:  Tersane adasının kuzeybatısında yer alan Taşyaka koyu,ressam Bedri Rahmi Eyüboğlu’nun bir kaya üzerine yaptığı balık resmi nedeniyle Bedri Rahmi Koyu diye anılıyor. Koyda salaş lokantalar ve yatların yanaşması için ahşap iskeleler bulunuyor.

 Göbün Koyu: Domuz adasının güneyinde, girişi epeyce dar, çevresi çam ve zeytin ağaçlarıyla kaplı uzunca bir koydur. Koyun uç noktasında karaya çıkanlar, kaya mezarları ve antik kalıntılarla karşılaşacaklar. Günübirlik tekne turlarında olmasa da kimi Mavi Yolculuk teknelerinin ve yatların demirlemek için sevdiği koylardan biridir.

 

 TARİHİ YERLER

Fethiye, bölgedeki diğer kentler gibi Anadolu'nun en eski yerleşim yerleri arasında bulunuyor. Telmessos adı bir efsaneye göre Tanrı Apollon, Finike Kralı Agenor'un kızlarından birini sevmiş ve kıza küçük sevimli bir köpek biçiminde yanaşmıştı. Kız kendisine alıştıktan sonra onunla beraber olmuş ve bir çocukları olmuştu. Doğan bu erkek evladın ismini Telmessos koymuşlardı. Fethiye şehrinin efsanevi ismi buradan gelmektedir.

Fethiye veya antik ismi ile Telmessos kentinin geçmişi filolojik bazı tespitlere göre M.Ö. III. binlere kadar gitmesine karşın o dönemleri teyid edecek eserlere henüz rastlanmıştır. Antik dönemden itibaren karşılaşılan pek çok deprem ve yeni yerleşim alanlarının kurulması o dönem yapılarının zaman içerisinde yok olmasına neden olmuştur. Ancak modern kentin güneyindeki kayalıklara oyulmuş mezarlar ile şehrin çeşitli noktalarında yer alan lahit mezarlar antik çağdan günümüze ulaşabilmişlerdir.

Kaya mezarlarından en ünlüsü ve en görkemlisi hiç şüphesiz Kral Amyntas'ın mezarıdır.
Son yıllarda müzenin yaptığı kazılarda ortaya çıkarılan tiyatro kalıntısı, kentin Antik Dönemdeki yerleşimi ve teşkilatı hakkında bazı bilgiler vermektedir.

 Fethiye Müzesi: Fethiye Müzesi biri arkeoloji diğeri etnografya olmak üzere iki salondan oluşmaktadır. Bu iki salonda sergilenen eserlerin hemen hemen tamamı Fethiye ve çevresinden derlenmiştir. Arkeoloji bölümünde sergilenen eserlerin büyük bir bölümünü seramik grubu eserler oluşturmaktadır. Salondaki eserler kendi içerisinde belli bir kronolojik sıraya tabi tutulmuştur. M.Ö. III. binden Bizans Çağı sonuna kadar olan dönemi kapsayan eserlerden en önemlisi hiç kuşkusuz Likya dilinin çözümünde büyük katkıları olan steldir. Bu stel üzerinde, üç değişik dilde yazılmış bir metin yer almaktadır. Müzenin önemli bir başka eseride "Kumrulu Genç Kız Heykeli" ve yanındaki iki kadın heykelidir.

Kumrulu kız heykeli Artemis kültü ile bağlantılı olup, kentte antik dönemde bir Artemis tapınağının bulunduğunu göstermesi açısından önemlidir. Etnografya salonunda yöreye has çeşitli el dokuma örnekleri, el işlemeleri, kaftanlar, üç etekler, gümüş takılarda yer almaktadır. Bu bölümde ayrıca tüm üniteleri ile faal durumda ahşaptan yapılmış dastar tezgâhı sergilenmektedir. Müzenin açık mekânında ise, büyük taş bloklu eserler, lahit mezarlar ile Likya kültürünün bir ürünü olan "Izraza Anıtı" sergilenmektedir.

 Arsada:  Xanthos vadisinin gerisinde ve hayli yüksekte, eski Mt.Massicytus, şimdiki adıyla Akdağ yamacındaki yüksek bir düzlükte kuruludur. Yaklaşık 900 metre yüksekliktedir ve yolu yoktur. Kayadibi köyünden uzun ve dik bir patika ile ulaşılan Arsa köyünün yakınındadır. Köyün hemen batısında uzun alçak bir tepe bulunmaktadır. Batıya doğru vadiye oldukça dik inen tepenin doğu yamacında, aşağı yukarı yarı yolda, 2,5 metre kalınlığında taştan örülmüş bir duvar vadır. 300 metrelik bir kısmı yarı yarıya sağlamdır. Duvarın kuzey ucunda 9 m2 boyutunda bir kule ya da ufak kale vadır. Erken Hellenistik döneme ait olduğu sanılan bu kale, özenle yerleştirilmiş büyük poligonal bloklardan yapılmıştır. Kente ait yapılardan günümüze ulaşan yapı yoktur ancak köyün içinde ve çevresinde bir çok Likya mezarı bulunmaktadır. Çoğu Gotik lahit mezar tipindedir ve yazık ki tahrip olmuştur. En az bir tane ev tipi kaya mezarı ve çevrede birçok yontulmuş, yazılı bloklar mevcuttur. Yazıtların hemen hepsi kitabedir. Köyün biraz üstünde, kuzeye giden patikanın yanında, 2,5 metre yüksekliğinde bir kaya çıkıntısında bir atlıyı canlandıran bir kabartma göze çarpar.

 Sidyma: Dodurga köyü yakınlarında, denizden 500 metre yükseklikte, Cragus dağının yamaçlarında ulaşılması oldukça zor bir bölgededir. Fethiye-Xanthos ana yolunda Eşen’in 6 km güneyindeki sapaktan jiple 6km daha gidilebilir. Bundan sonra taşlık ama iyi durumdaki biraz dik bir patikadan 250 metre daha yüksekliğe bir saat kadar tırmanılarak ulaşılır.

İsminin Sidyma olması (Idyma, Didyma ve Loryma gibi) kentin çok eski bir tarihe sahip olduğunu kanıtlar. Kent kalıntıları arasında buraya en eski arkaik dönemde yerleşildiğini gösterir kanıtlar vardır. Ele geçen ilk yazılı belge MÖ 1.YY a aittir. Kalıntıların çoğunluğu ve tüm yazıtlar ise Roma İmparatorluğu dönemindendir. Bununla beraber Sidyma ya ait olduğu düşünülen bir sikkenin MÖ 2.YY da basılmış olduğu muhtemeldir. Sidyma da gezerken bir patikadan tırmanıldığında eski kentin ilk belirtileri olan soldaki yarda oyulmuş çok sayıda kartal yuvası mezara rastlanır. Bunlar Pınara’dakilere benzemekle birlikte hem sayıca azdır hem de daha basit görünümdedirler. Tepeye ulaşılınca Sidyma kalıntıları gözler önüne serilir. Patikanın  hemen bitiminde solda küçük bir anıt mezar vardır. Dikdörtgen bir kaide üzerine oturtulmuş uzun ve yekpare bir bloktan ibaret bu anıt mezarın mezar odası görünürlerde yoktur ancak bu Sidyma’nın klasik dönemdeki varlığının ilk kesin kanıtıdır. Hemen yakında 7 anıt mezar daha vardır. Bunların bazılarının yapıları Likya da görülen Gotik biçim yerine üç köşeli kapakları olan lahit mezarlardır.

 Şövalye Adası: Tarihte Meğri adası, Fethiye adası isimleriyle de anılan Şövalye adası; Fethiye körfezini kapatan ince uzun, lades kemiği şeklinde bir adadır ve limanı korunaklı bir yer haline getirmiştir. Bölgeyi çevreleyen adalar zincirinde üzerinde yerleşim yeri bulunan tek adadır. Şövalye adası nın batısında Kızılada, doğusunda Çalış Plajı, güneyinde Fethiye, kuzeyinde açık deniz vardır. Limanın tam göbeğinde olan yerleşiminden dolayı gün boyu tüm güneş ışığını takip eder.

Şövalye adasının tanımı Fethiye Körfezi nin ağzında, körfezi koruyormuş gibi yerleşmiş ada dır.Antik çağdan sonra yakın tarihe kadar Fethiye nin önemi İskelesi'nin tüm Meğri ovasının dünya ile tek bağlantısı olmasıdır. Fethiyeli askere iskeleden bindiği gemi ile gitmiştir. Yükünü gemilerle getirtmiştir. Ürettiklerini de gemi ile göndermiştir. Şövalye adası, çevresi sarp dağlarla çevrili - uzak diyar anlamına gelen Meğri nin dünyaya açılan tek penceresinin koruyucusudur.

Tarihi hakkında derin bir araştırma ve belge bulunmayan şövalye adasının, 1426 da Menteşe Beyliği nin düşüşünü takiben papalık, Venedikliler, ve Rodos Şövalyelerinin bölgede hakimiyetinin artması ile 1473 te Venediklilerin Meğri yi aldiğı, bir kale kurup önce oraya; sonra, adı Şövalye Adası olacak olan limana hakim adaya yerleştiği söylenir. Rodos un Kanuni tarafından fethedilmesine dek.

Jeolojik Dönemlerde ana karanın bir parçası iken, Oyuktepe Yarımadasından koparak müstakil bir parçaya dönüşen Şovalye Adası,Antik Glaukos Körfezinin en güneyini kapatarak,Fethiye Körfezine doğal bir liman özelliği kazandırmıştır.

Antik Dönemde Fethiye ile ayni adı taşıyan Makri ya da Meğri Adası bazı araştırmacılara göre ismini M.S. 8-9. yy.da bölgede yaşayan Markianes isimli bir piskopasın adından türetilerek almıştır. Ortaçağda muhtemelen Aziz John`un şövalyelerinin burada bir müddet yerleşimi sonucu olsa gerek, ismi Şövalye Adası olarak değişmiştir. 

İki küçük tepeden oluşan Adada antik yerleşim, daha çok Zeytinli Tepenin kuzey ve güney yamaçları ile iki tepe arasındaki kısmen düz alanda gerçekleşmiştir. Zeytinli Tepenin kuzey yamacında bir metre kalınlığa yaklaşan sur duvarı kalıntısı günümüzde yer yer 3m.ye kadar ayaktadır. İki tepe arasında bugün çalılıklarla kaplı deniz kıyısına yakın bir alanda M.S.6. yy.a ait doğu - batı yönde düzenlenmiş normal büyüklükte bir kilise ve eklentilerine ait duvar kalıntılarının bazı bölümleri 2m. yüksekliğe kadar korunmuştur. Devşirme malzeme olarak erken döneme ait bazı parçalar kilisenin yapımında kullanılmışsa da Adada yüzeyde izlenen kalıntıların tümü Bizans Dönemine aittir. Adanın değişik yerlerine yayılmış sarnıçlar da bugün fonksiyonu tam olarak seçilebilen yapıların arasında sayılabilir.Kısaca ifade edecek olursak Ada,antik dönemde (Bizans Döneminde) tıpkı günümüzde olduğu gibi Telmessos ya da Makri Kentinin ekonomik açıdan yeterli insanlarına ikinci konut alanı olarak açılmıştır. 
Avrupa kıyıları ile daha çok İstanbul dan hareket ederek Filistin topraklarındaki kutsal alanları ziyaret etmeyi amaçlayan Hıristiyan toplumunun (günümüz ifadesiyle) hacı adayları yolculuk anında kısa süreli olarak Şövalye Adasında konaklamışlardı.
1970 li yıllarda imara açılan Şövalye adası, şu an Fethiye nin 1.Karagözler mahallesine bağlı bir yerleşimdir. Su ve elektirik çalış plajı tarafından ana karadan deniz altından gelmektedir. Ada özel çevre koruma planı dahilinde birinci ve üçüncü derece tarihi ve doğal sit alanıdır. Üzerinde 40 a yakın yazlık ev niteliğinde yerleşim vardır. Kışlık nüfusu 4 ile 10 arasında değişmektedir.

 Caunos (Dalyan): Fethiye’den hareketle gezilebilecek bir diğer yöre ise Dalyan’dır. Fethiye-Muğla karayolu üzerinde, Ortanca’dan sonra varılan bu kasaba, Köyceğiz gölünün denizi bağlandığı uzun kanal üzerinde kurulmuştur. Yöreye adını veren, deniz ile kanal arasında kurulmuş büyük kefal dalyanlarında üretilen balık ve balık yumurtaları, yöre halkının önemli geçim kaynaklarından biridir. Dalyan, Köyceğiz gölünün tatlı sularını açık denizin tuzlu sularından ayıran kilometrelerce uzunluktaki kumsalı ve antik CAUNOS kenti ile yörede çok önemli doğal ve tarihi bir yapıya sahiptir.

Kaunos antik kentinin kuruluş tarihi kesin olarak bilinmemekle birlikte, M.Ö. 3000 yıllarında Milet Kralı Miletos’un oğlu Kaunos tarafından kurulduğu sanılmaktadır.

Bu antik kent, tarihte zaman zaman Likya, zaman zamanda Karya kenti olarak karşımıza çıkmakta ise de dil, inanış, giyim ve yaşam tarzı olarak çok farklı bir ulus özelliği taşımaktadır. Kaunos kenti devrinin en önemli ticaret limanı durumundadır. Bir müddet bağımsız olarak yaşayan kent, diğer tüm komşuları gibi Persler’in, B. İskender’in daha sonrada Roma ve Bizanslıların egemenliği altına girmiştir. Bizansın son dönemlerine doğru, şehri çevreleyen deniz ve limanın kumlarla dolması sonucu, şehir denizden uzaklaşarak liman özelliğini yitirmiştir. Yöre 1291 yılında Menteşeoğullarının, 1424 yılında da Osmanlı İmparatorluğu’nu sancak beyliği görevini yapmıştır.

Kanal boyunca kıyıdaki sarp kayalar üzerinde MÖ. 4.yy ait olduğu sanılan Likya tipi kaya mezarlarından, B. İskender istilası ile yarım kaldığı sanılan bitmemiş kral mezarı son derece ilginçtir.

Dalyan, eşsiz doğası ve tarihinin yanı sıra son yıllarda bir başka özelliğiyle de tüm dünyanın ilgisini üzerinde toplamıştır. 95.000.000 yıldan beri dünyamızda var olduğu tespit edilen “Yaşayan Tarih” olarak nitelendirebileceğimiz Deniz kaplumbağalarının son nesilleri, Dalyan sahilleri boyunca türlerinin devamını sağlayabilmek için direniyorlar. Yıllar önce dinozorların yaşadığı devirde, deniz ortamına geçmiş dev kara kaplumbağaları olan bu kaplumbağaların değişimleri milyonlarca yıl sürmüş ve atalarının tamamen yol oluşlarına karşın her nasılsa deniz kaplumbağaları günümüze kadar ulaşabilmişlerdir. Dünyayı çevreleyen denizlerde yedi değişik türü bulunan bu kaplumbağaların, yurdumuz denizlerinde sadece iki türü yaşamaktadır.

 Patara: Fethiye’ye 78km. mesafedeki Gelemiş Köyü otel, motel, Restaurant ve barlarıyla yaklaşık bin yatak kapasiteli, bir konaklama merkezidir. Köyün en büyük özelliklerinden bir diğeri, köye 1 km. uzaklıktaki Patara antik kenti ve Patara plajıdır. Patara, sığ denizi ve 21 km. uzunluğundaki kumsalı ile bölgenin en güzel plajlarından birine sahiptir.

Likya kıyılarının en önemli ve en eski şehirlerinden Patara’nın antik çağlardaki adı PTTARA idi. Xanthos’a 15km. uzaklıktaki bu kent, çağının en önemli limanı ve ticaret merkezi olmasının yanı sıra aynı zamanda tanrı Apollon’a adanmış ünlü bir bilicilik merkezidir. Ne yazık ki yapılan kazılarda, kâhinleriyle ünlü Apollon tapınağının yeri bugüne kadar belirlenememiştir. B. İskender zamanında deniz üssü olarak önemli bir rol oynayan kent MÖ. 196’da Suriye kralı 3. Antiochos’un eline geçerek, Romalı ve Rodosluların tüm çabalarına rağmen MÖ 189’daki Apemka barış antlaşmasına kadar onun elinde kalmıştır.

M.Ö. 42’de Xantos’taki felaketten sonra Brutus Patara’nın üzerine yürümüş ve fazla bir direnme görmeden şehri ele geçirmiştir. İmparatorluk döneminde de Likya’nın önemli kentlerinden biri olmayı sürdüren Patara, Likya birliğinde üç oy sahibi olmakla birlikte, birliğin arşiv denetleyicisi görevini de üstlenmiştir. Myra papazı St. Nicholaus’un doğum yeri olarak bilinen Patara 4. yy. Hıristiyan çevrelerince önemli bir dini merkez durumundadır. Çok geniş bir alana yayılmış olan Patara antik kalıntılarının büyük bir kısmı bugün kumlar altındadır. Kent girişinde yol üzerindeki Roma devrine ait mezarlar ve Likya tipi lahitlerin yanı sıra, tipik Roma mimarisi ile yapılmış üç kemerli bir kapı dikkati çekmektedir. Kapının her iki yanında yer alan yazılardan MS. 100’de roma valisi Mettius Motestus tarafından yaptırıldığı anlaşılmaktadır.

İmparator Vespasianos tarafından Likya birliğinin bağışlarıyla yaptırılan hamam, kapılarla birbirine bağlanan beş odadan oluşmaktadır. Büyük kum tepesinin kuzey eteğindeki MS 147 yılında yaptırılan tiyatronun büyük bir kısmı kumlarla örtülüdür. 2005 yılındaki yapılan kazı çalışmaları bünyesinde tiyatro temizlenmiş ve birçok tarihi yapının da kumlardan temizleme çalışmaları devam etmektedir. Daha kuzeyde, ön yüzündeki Latince yazıttan Hadrian ambarı anlaşılan 70 m uzunluğunda, 24 m genişliğindeki bina eşit aralıklarla sekiz odaya bölünmüştür. Ön cephe bir girintiyle iki bölüme ayrılır. Altta sekiz dikdörtgen kapı ile sekiz odaya girilir. Üst bölümde her kapının hizasında bir pencere bulunmaktadır.

 Xanthos: Tarihleri boyunca birçok istilaya uğramalarına rağmen, Likyalı özelliklerine canları pahasına sahip çıkan Xanthos’luları, çevirisini Azra Erhat’ın yaptığı, Xanthos kazılarında ele geçen bir tablet üzerindeki şiir böyle anlatıyor.

Likya uygarlığının en büyük ve en önemli kenti olan Xanthos’un adı, Likya tarihiyle bütünleşmiş gibidir. Fethiye-Kaş karayolu üzerindeki Kınık köyünde yer alan asırlar boyunca zorba istilacılara ve haksız yağmalamaya karşı gösterdiği başkaldırıları ile ünlü bu onurlu kent, ne yazık ki 1838 yılında SIR CHARLES FELLOWS tarafından Britisih Museum adına yapılan tarih yağmacılığı karşısında çaresiz kalmıştır. Böylesine görkemli bir uygarlığa ait yüzlerce eserin acımasızca yerlerinden sökülerek gemilerle ait olduğu topraklardan binlerce km. Uzaklıktaki İngiltere’ye taşınmasına rağmen, geride kalabilenlerde Likya uygarlığının en güzel örneklerindendir.

Xanthos’un tarihteki ilk kaydı MÖ. 540 civarında Pers generali Harpagos’un küçük Asya batısını işgalinde ortaya çıkmaktadır. General, Karya’dan Xantos vadisine yürümüş, burada Likya’nın büyük direnişi ile karşılaşmıştır. Düşman ordusunun sayıca üstünlüğü karşısında kentte mahsur kalan halk karılarını, çocuklarını, esirlerini ve tüm mallarını Akropol’e toplayıp, ateşe vererek tek kişi sağ kalmayana dek savaşı sürdürürler. Savaş sırasında kent dışında olan 80 kadar aile Xantos kentini yeni baştan kurarlar. Pers hakimeyitinden sonra B. İskender tarafından alınan Xanthos, MÖ. 309’da Ptolemy hanedanın daha sonrada Suriye kralı 3. Antiochos’un eline geçer.

Kısa bir süre Rodos egemenliğinde yaşayan kent, MÖ? 42’de Brutus tarafından işgal edilir. Günlerce süren kıyasıya bir savaşın sonunda daha fazla dayanamayacaklarını anlayan kent halkı, teslim olmak yerine tarihlerinde ikinci kez intihar ederek tüm kenti ateşe verirler.

Likya İmparatorluğu’nun desteği ile yeniden toparlanan Xantos, İmparatorluk döneminde Likya kentlerinin en ünlüsü olmayı sürdürür. Vespasian kemeri, yeni bir tiyatro, agora gibi birçok yapının inşa edildiği Bizans döneminde piskoposluk merkezi olan Xantos 7.yy. Arap akınlarıyla zayıflayarak önemini yitirmiştir. Roma tiyatrosunun güney kısmında Likya Akropolü yer almaktadır. Tiyatronun batısında çok iyi korunmuş olan iki özgün Likya yapıtı vardır. Kuzeydeki ünlü Harpy anıtının yüksekliği, mezar odası ve kapağı ile birlikte 5,5 m.yi bulmaktadır.

Bu anıtların kuzeyindeki Roma agorasının hemen arkasında Xantos’un ünlü dikilitaş’ı yer almaktadır. Bu sütun mezar niteliğindeki anıt dört yüzündeki yazıtlar nedeniyle oldukça önemli bir tarihi belgedir. İkiyüzelliden fazla satırı ile Likya dilinin en önemli yazıtlarından biri olarak kabul edilen mezar üzerindeki yazılar dil açısından üç bölüme ayrılır : Güney yüzünden başlayarak tüm doğu yüzünü ve kuzey yüzünün bir kısmını kaplayan bölüm bilinen Likya dilindedir. Bunu 12 satırlık bir yunanca hiciv izler. Kuzey cephesinin kalan kısmı ile batı yüzü anlaşılması çok güç olan törensel bir likya dilinde yazılmıştır.

Helenistik ve roma dönemlerinde kentin yerleşim merkezi olarak kullanılan agoranın, doğusundaki geniş alanda çok büyük bir Bizans bazilikasının temelleri aslan kabartmalarıyla süslü bir lahit kapağı, muhteşem kabartmaları şu an Britisih Museum’da bulunan Pavaya Lahit Mezarı’nın kalıntıları yer almaktadır.

 Fethiye Kalesi:  Şehrin güneyinde yükselen kalenin, Aziz John'un şövalyelerine ait olduğu sanılmaktadır. Duvarlara oyulmuş birkaç yazı, tarihi belirsiz bir sarnıç dışında, tepenin doğu yüzünde küçük ve basit iki kaya mezarı bulunmaktadır.

Rodos Şövalyeleri tarafından yapıldığı sanılan kalenin bulunduğu yerde Antik Çağdan kalma kalıntılar bulunmaktadır. Moloz taştan ve çevredeki antik yapılardan yararlanılarak yapılan kalenin yedi burcu olduğu kalıntılarından anlaşılmaktadır.

Kalenin yapım tarihi kesinlik kazanmamıştır. Günümüze kaleden çok az kalıntı gelebilmiş bu nedenle de planı çıkarılamamıştır.

 Telmessos Tiyatrosu: Antik kaynaklar Telmessos'da büyük bir tiyatronun olduğundan bahsetmekteydi.1993 yılında Fethiye Müze Müdürlüğü başkanlığında yapılan sondaj kazılarında erozyonla dolmuş olan 3-4 metrelik toprak tabakası altında tiyatronun oturma sıraları bulunmuştur. 1995 yılına kadar sürdürülen çalışmalar sonucu tiyatrodan kalabilen tüm kalıntılar bugün gün ışığına çıkartılmıştır. Erken Roma döneminde inşa edilen, M.S. 2.yüzyılda onarım geçiren tiyatronun 5000 kişi kapasiteli olduğu ve Bizans döneminde arena olarak kullanıldığı anlaşılmaktadır. Şimdiki haliyle 1500 kişinin kullanımına cevap veren Telmessos Tiyatrosu'nun onarımı için röleve projesi tamamlanmıştır.

 Kayaköy: Fethiye’ye 8 km uzaklıkta bulunan Karmilassos antik şehri üzerinde 14.Yy’dan başlayarak kurulmuş eski bir Rum yerleşimi olan Kayaköy’ün geçmişi MÖ.3000’lere kadar gitmesine rağmen antik dönem kalıntılarından günümüze MÖ 4. YY'a tarihlenen az sayıda lahit ve kaya mezarları ulaşmıştır.Kayaköy’ün eski adı Levissi’dir. Kayaköy’de her biri 50m2 den büyük olmayan, manzara ve ışık açısından birbirinin önünü kapatmayan, genellikle alt katları kiler görünümünde ikişer katlı ve girişte çatıdaki yağmur sularının toplandığı zemin altı sarnıçların olduğu, 3500-4000 konut bulunmaktadır. Konutların yanı sıra evler arasına serpiştirilmiş çok sayıda şapel,iki büyük kilise, bir okul ve bir gümrük binası yer almaktadır.

1922 Yılına kadar yaklaşık 25.000 nüfusu, tümüyle yöre taşından yapılmış tipik Akdeniz mimarisi özellikleri taşıyan 4000 konutu, okulları kütüphanesi, irili ufaklı kiliseleri, yüzlerce iş atölyesi,hastaneleri,eczaneleri ile yüksek bir ticari, sosyal ve kültürel yaşam çizgisini yakalamıştır. 1922 yılında Türk ve Yunan hükümetleri arasında imzalanan bir “nüfus değişimi” anlaşması uyarınca, Kaya Köyü’nün Rum ahalisi ile Batı Trakya’da yaşayan Türk ahali karşılıklı olarak yer değiştirmiştir.1923 yılından sonra Batı Trakya’dan gelen yeni sahiplerince tamamen terk edilen Kaya Köy,bugün hayalet şehir görünümündedir. Kaya köyü restore edilerek örnek bir ”Dostluk ve Barış Köyü” olması için çabalar halen sürdürülmektedir

 Cadianda: Fethiye'den 25 km. uzaklıktaki Üzümlü sınırlarındadır. Likya Federe Birliğine en son katılan kent olarak bilinir. İlginç fizik yapısı içinde kurulan kent doğal nedenlerle oldukça yıpranmıştır. Fethiye Müzesince gerçekleştirilen kazılar sonrası ortaya çıkan Tiyatrosu, Agorası,Stadyum-Hamam kompleksi ve anıt mezarları ile son yıllarda bölgenin ilgi odağı haline gelmiştir.

 Pınara: Akdağ'ın eteklerinde Fethiye'ye 55 km uzaklıktadır. Likya'nın en büyük kentlerinden biridir.Bölgedeki ilk güzellik yarışmasının yapıldığı kent olarak bilinir ve tanrıça Afrodit'e adanan ilginç mimari özellikteki tapınağı ile önem kazanmıştır. Yüzlerce "güvercin yuvası" biçiminde hazırlanmış halk tipi mezarları Nekropolis'ini benzersiz kılar.

 Letoon:  Fethiye'ye 55 km. uzaklıkta, Likya Federe Birliğinin dinsel merkezidir.Tanrıça Leto,Tanrıça Artemis ve Tanrıça Apollon'a adanmış 3 tapınağı ile ünlüdür. Arkeoloji kazıları 1962 yılından bu yana sürdürülen Letoon'da bölgenin erken Hıristiyanlık dönemine ilişkin kiliseleri de ortaya çıkartılmıştır.

 Tlos: Likya bölgesinin en eski yerleşim alanlarından biri olan Tlos, Kemer bucağına 12 km. Uzaklıktadır. Likya yazıtlarında adı TLAWA olarak geçmekte olan bu kentin adından, MÖ. 14.yy, Hitit belgelerinde “LUKKA TOPRAKLARINDAKİ DLAWA” kenti olarak söz edilmektedir. Akropol, kuzey-doğusunu dik uçurumların oluşturduğu bir tepenin üzerine kurulmuştur. Tepenin doruğunda daha eski kalıntıların tümünü gözlerden gizleyen, Osmanlı dönemine ait bir kalenin 14. yy’da bölgeye hâkim olduğu sanılan “Kanlı Ali Ağa” tarafından yaptırıldığı söylenmektedir. Kalenin altında, doğu yamacında Likya devri duvar kalıntıları, güneyde ise daha sonraki Roma döneminin duvarcılık örnekleri bulunmaktadır. Aynı tepenin üzerinde gruplar halinde Likya tipi kaya mezarları göze çarpmaktadır. Taş bloklar halinde aşağıya doğru sıralanan oturma yerleri ile stadyum, surların hemen güneyinde yer alır.Harabelerin hemen güneyinde biraz doğuya doğru hamam kalıntıları, onun yanında da Palesta ve Gymnasium kalıntıları bulunmaktadır. Doğudaki geniş meydanda yerleşmiş olan Tlos’un agorası 9m. Genişliğinde, batı yüzündeki duvarında yarım düzineye yakın kapının yer aldığı uzun bir yapıdır. Yine aynı meydanın doğusunda çok iyi korunmuş durumdaki Tiyatro ve Tiyatro’nun kuzey duvarının altında yazıtının ancak bir kısmı görülebilen “IZRARA ANITI” yer almaktadır.

Akropol tepesinin ön cephesinde oyulmuş sayısız mezarlardan en önemlisi, hiç kuşkusuz kanatlı atı PEGASUS’un üzerinde üç başlı canavar Chimera ile savaşırken resmedilmiş BELLEREPHONTES mezarıdır.

 Araxa:  Fethiye'ye 40 km. uzaklıkta Antik Xanthos Çayının çıktığı yerde kurulmuştur.Bu olağan üstü su kaynağı mitolojik öykülere konu olmuştur. Araksa, Fethiye’de Evren Köyü (Ören) yakınında, Lykia, Phrygia ve Pisidia sınırları arasında kalmış antik bir kenttir. Araksa ismi Luwi ve Karia dillerinde “sunağı olan mabet” anlamındadır. Lykçe yazıtlarda bu kentin ismi Araththi olarak geçer. Plinius eski Likya birliğinden bahsederken bu birliğe dahil olan 36 kasaba ve kentlerin içinde Araksa’nın da olduğunu yazar. Kentin ne zaman kurulduğu bilinmediği gibi antik tarihlerde de belirgin bir bilgi verecek nota rastlanmamıştır. Yalnızca M.Ö. 2000’lerde komşusu Boubon ve Kibyra kentleri ile savaşmıştır. Kentten günümüze ulaşan belirgin bir kalıntı bulunmamaktadır. Yalnızca Evren (Ören) köyünün yanındaki tepenin yamaçlarında üst-üste konulmuş kayalardan yapılmış bir kalenin izleri görülmektedir. Bunun yanı sıra birkaç kaya mezarı ile Lykia tipi lahitler çevrede dikkati çekmektedir. Bizans döneminde ise bir piskoposluk merkezidir.

 Gemiler Adası: Akdeniz hiçbir köşesinde bu kadar sevgi ve coşkuyla kucaklamamıştır anakarayı. Anakara da susuzluğunu gidermek için tuzluluğunu bilmeden uzanıvermiştir Akdeniz'in ta içine. İşte bin yıllardır süren bu ahenge insanoğlu da kayıtsız kalmamış mükemmel liman konumundaki Gemiler Adası'nı yerleşim ve kiliseleri ile süslemiştir. Üzerindeki karanın tükenip, kalıntıların tükenmediği Gemiler Adası; Fethiye Körfezi'nin doğu kesiminde Ölüdeniz hinterlandında bulunmaktadır. Ortaçağ denizcilerinin rehber kitabında; Adanın zirvesinde, Aziz Nikola'ya adanmış kilisenin varlığından söz edilmektedir. Bu ithaf nedeniyle Ortaçağda Aya Nikola Adası olarak anılmıştır. Bizans İmparatorluğu'nun, Hıristiyanlığı resmi din olarak kabulünden sonra Avrupa ve İstanbul'dan Filistin topraklarındaki kutsal yörelere hac ziyaretinde büyük patlama olmuştur. Kara ulaşımının tehlikeli ve zahmetli olduğu Ortaçağda, deniz yolculuğu her zaman tercih edilmiştir. Uzun süren bu yolculuklar, korunaklı liman ve önemli azizleri barındıran kiliselerin bulunduğu durakları ön plana çıkarmıştır. Gemiler Adası da bu kutsal yerlerden biri olarak büyük gelişim göstermiştir. Doğu-batı doğrultusunda başını ayakları üzerine bırakmış bir dinozor siluetini yansıtan Ada, yaklaşık 1000x400 m. boyutundadır. Adanın sarp olan güneyi doğal bir tahkimat oluşturmakta, buna karşın kuzey yamaç tatlı bir eğimle denize uzanmaktadır. Kuzey yamaçta doğu-batı uzantısında Adayı boydan boya çevreleyen sur kalıntısı yer almaktadır. Antik çağlardan günümüze kadar süre gelen depremler sonucu oluşan çöküntülerle, günümüzde deniz kenarında bulunan iskele ve antrepoların büyük kısmı su seviyesinin altında kalmıştır. Ada üzerinde bir Ortaçağ kentinin çeşitli kalıntıları bulunmaktadır. Kalıntılar arasında 4 büyük kilise ile Zirve Kilisesini, Doğu Kilisesine bağlayan tonozlu galeri öne çıkan kalıntılardır. Sivil yerleşimin dışında, mezar anıtları, sarnıçlar ve zahire depoları fonksiyonları tanımlanabilen yapılar grubunu oluşturmaktadır. Yapıların büyük çoğunluğu İ.S. 5.- 6. yüzyıla tarihlenmektedir. Batı Kilisesi, bekçi kulübesinin hemen güneyindedir. Apsis ve vaftiz yerinin temelleri dışında deniz tarafından tamamen yenmiştir. İkinci kilise batı yönden zirveye çıkan patika üzerinde yamaçta kurulmuştur. Günümüzde doğu yöndeki apsis ve üzerindeki yarım kubbesi ile kısmen ayaktadır. Adanın doğu yönünde bulunan kilise ise tamamen yıkılmıştır. Yıkıntılar arasından planı hakkında fikir edinmek mümkündür. Batı yöndeki sarnıcı ve zemindeki mozaik döşemesi yapımında gösterilen özeni ortaya koymaktadır. Doğu Kilisesinin ötesinde anıt mezarları ile geniş bir nekropol alanı yer almaktadır. Aziz Nikola'ya ithaf edilmiş Zirve Kilisesi; bulunduğu konum, yapımında gösterilen özen nedeniyle Adadaki tüm yapıların önüne çıkmaktadır. Kilisenin batı kesimindeki narteks ile naosun bir bölümü ana kayadan oyulmuştur. Nartekste zemin altı bir sarnıç bulunmaktadır. İç mekan üç nefe ayrılmıştır. Doğu yönde yarım daire şeklinde birkaç basamaklı rahiplerin oturma yeri olan synthronon bulunmaktadır. Önündeki templon ve altarın kaideleri ile zemindeki mozaik düzlemin bir bölümü Fethiye Müzesi ve Japon Arkeoloji Grubunun'nun ortaklaşa yaptığı kazılarla büyük oranda ortaya çıkarılmıştır. Ortaya çıkarılan mozaik düzlem üzerinde geometrik desenler ve mitolojik nitelikli dini tasvirler ağırlıktadır. Burada mozaik olarak uygulanmış yazıtta; Makedonyalı bir kuyumcunun mozaikleri döşeme ücretini karşıladığı belirtilmektedir. Mozaik zeminin bir bölümü kilise yıkıldıktan sonra, mezarlık olarak kullanılması nedeniyle tahrip olmuştur. Zirve Kilisesi; planı, çevresindeki koridorları, geçişleri, giriş ve çıkışları ile çok sayıda ziyaretçinin sirkülasyonuna elverişli olarak yapılmıştır. Zirve Kilisesini Doğu Kilisesine bağlayan tonozlu galeri Adanın kuzeyden güneye akan omuruna yerleştirilmiştir. Kullananlar için sıcak yaz aylarındaki hava sirkülasyonu ile görsellik en iyi şekilde değerlendirilmiştir. Zirve Kilisesinde yapılan kazılarda yapının büyük bir yangın sonucunda yıkıldığı anlaşılmıştır. Kazıda birkaç çivi dışında madeni hiçbir esere rastlanmaması yapının, yangın öncesinde talan edildiğini düşündürmektedir. Büyük olasılıkla İ.S. 7. yüzyılda Anadolu'ya yapılan Arap akınlarında yıkılmış, adadaki yerleşim de iç kesimlere taşınmıştır. İ.S. 11. yüzyılda Bizans İmparatorluğu'nun tekrar kendini toparlamaya çalışmasıyla, Adada önceki yüzyıllarda ki gibi yoğun olmamakla birlikte küçük bir grup eski parlak günleri canlandırmaya çabalamışsa da herhangi bir etkinlik ve varlık gösterememiştir. Gemiler Adasının güneyinde daha küçük boyutlu Karacaören Adası ve batı kesimindeki Tuzla Burnu'nda, Adayla çağdaş yapı kalıntıları bulunmaktadır. Tanımlanabilen yapı kalıntıları; kilise ve mezar anıtları olarak ön plana çıkmaktadır. Karacaören Adasının zirvesinde bulunan Kilise, kalıntıların odağını oluşturmaktadır. Çevresindeki küçük planlı yapı grupları, kilisede görev yapan aziz ve rahiplerin mezarları olmalıdır. Bazı mezarların iç mekanlarında, kiliseler ile çağdaş fresk süslemelerinden izler bulunmaktadır. Kiliseye çıkan ana kayaya oyulmuş merdivenlerin yan duvarına oyulmuş bir yazıtta; kilisenin ithaf edildiği azizden söz edilmektedir. Bu hinterland içerisinde; Gemiler ve Karacaören Adaları ile Tuzla Burnunda yoğun olarak, doğuya devam eden pek çok koyda ise kilise ve yakınında düzenlenmiş birkaç yapı kalıntısı ile sınırlı Bizans Dönemi yerleşimleri, antik çağdaki deniz yolculuğunda mola alanları olarak kullanılmalarından kaynaklanmaktadır.


  MESAFELER

 Fethiye – Istanbul : 814 km
 Fethiye – Ankara : 635 km
 Fethiye – Izmir : 359 km
 Fethiye – Aydin : 232 km
 Fethiye – Antalya : 199 Km
 Fethiye – Denizli : 217 km
 Fethiye – Nevsehir : 750 km
 Fethiye – Mugla : 131 km
 Fethiye – Dalaman : 55 Km
 Fethiye – Ortaca : 60 Km
 Fethiye – Köycegiz : 74 Km
 Fethiye – Marmaris : 130 Km
 Fethiye – Datça : 201 Km
 Fethiye – Gökova : 108 km
 Fethiye – Kavaklidere: 184 km
 Fethiye – Bodrum : 242 km
 Fethiye – Milas : 194 km
 Fethiye – Yatagan : 159 km

 Fethiye – Kalkan : 86 km
 Fethiye – Kas : 103 km
 Fethiye – Kemer : 247 km
 Fethiye – Alanya : 335 km
 Fethiye – Pamukkale : 234 km
 Fethiye – Efes : 288 km
 Fethiye – Kusadasi : 295 km 
 Fethiye - Hisarönü : 10 km
 Fethiye - Ovacik : 7 km
 Fethiye - Saklikent : 45 km
 Fethiye – Xanthos : 67 km
 Fethiye – Letoon : 69 Km
 Fethiye – Patara : 80 km
 Fethiye – Pinara : 47 km
 Fethiye – Tlos : 45 km
 Fethiye – Cadianda : 27 km
 Fethiye – Çalis : 5 km
 Fethiye – Kayaköy : 15 km


  HARİTA ve ROTALAR

 

 

 
 
  Home : About us : Contact us  
 
© Copyright JULY 2007  Zeugma Turizm All rights Reserved.